herkes uçağa yetişmek için hayatında bir defa koşturmuştur.

çoğu kişi uçağa yetişmek için hayatında bir defa koşturmuştur.

27 Şubat günü bir toplantı için İstanbul ‘a gitmem gerekiyordu. Bir gün öncesinden biletimi alırken dedim ki bu sefer her zamanki gibi olmasın, rahat rahat yetişeyim şu uçağa. Ne bileyim, 1 saat öncesinden gideyim alana, kahvemi içeyim, uçağı bekleyim, anonsları dinleyim filan. Bu plana uymak için ertesi gün baya erken kalktım. Akşamdan babamla konuşmuştuk, beni hava alanına o bırakacaktı. Sabah babamı kaldırdım toplandık ettik derken durum yine malum gidişata, yani uçak kovalamacasına doğru gidiyordu. Hızlıca çıktık evden, otoparka bir gittik ki, ne görelim. Arabanın arkasına birisi arabasını çekmiş, saat sabah 06:00, hava yeni aydınlanıyor. Arabanın üzerinde bir telefon numarası var, onu aradık hemen. Telefonu açan eleman uykulu bir sesle arabanın kendine ait olmadığını söyledi. Yani gerekliliği tartışılır arkadaşın biri, arabasına bir başkasının telefon numarasını yazmış!

Saat 06:45 de kalkacak olan uçağa yetişmek için koşa koşa taksi durağına gittim ve bir taksiye bindim. Aklıma Amerikan filmlerindeki “dostum 200 dolar kazanmak istiyorsan beni şu lanet uçağa yetiştir” sahnesi geldi. Yaptım mı? Tabi ki hayır, üstüne pazarlık bile ettim :) Neyse, taksici amca sağ olsun atını dört nala süren Battalgazi gibi sürdü taksiyi, 06:25 gibi hava alanına girdik. Ben kapının kapanmasına 5dk. filan vardır diye düşünürken, daha binişlerin bile başlamadığını gördüm. “Damn!” dedim, yine erken gelmişim :)

Aslında birkaç gün kalacaktım İstanbul’da, ama maaşın suyunu çektiğini görünce kısalttım yolculuğu… Toplantı bittikten sonra taksiye bindim, elimde bilet filan yok. Çek hava alanına dedim, saat 17:00 gibi Atatürk Havalimanı’ndaydık. İçeri girdim, bilet sırasına girdim. 17:10 gibi sıra geldi.

Gişedeki hanıma 17:30 a bilet istediğimi söyledim. “İmkansız” dedi, “olsun sen ver ben yetişirim” dedim, “ben buradan veremem ama check-in de arkadaşlar belki yardımcı olabilir” dedi. Tamam o zaman sen ver ben hallederim dedim. Aldım bileti koşa koşa check-in, arkadaşa 17:30 a çevir bu bileti dedim, önce saatine sonra bana baktı. O sırada 17:30 uçağına son çağrı yapıyorlardı. “İmkansız” dedi, “olsun sen ver ben yetişirim” dedim. “Bende kapandı ama yedek yolcu kontuarına geçin oradaki arkadaş yardımcı olabilir belki” dedi. Koşa koşa yedek yolcu kontuarına geçtim. Saat 17:15 ile 17:20 arasında. Bu bileti 17:30 a çevirin dedim, tahmin ettiğiniz gibi “imkansız” dedi, “olsun sen ver ben yetişirim” dedim. “Kapanmış” dedi, imkanınız varsa lütfen yardımcı olun dedim… Bir bana baktı, bir yüzümdeki masum, yorgun ve küçük Emrah ifadesine, dayanamadı galiba… Bir iki yere telefon edip halletti işi. Biniş kartımı verdi çok acele güvenlikten geçin kapı kapanmak üzere dedi.

Ben tabi koşa koşa güvenliğe bu sefer de… Bir gidersin ki, sürpriz, en az 20 kişi sırada, koşa koşa monitöre baktım geldim, uçak son çağrıda… Sırada bekleyenlerden rica etmeye çalışırken, Hulusi Kentmen gibi bir amca çıkıp geç tabi yeğenim hepimizin başına geliyor deyip sırayı organize etti. Ben apar topar güvenlikten geçtim, uçağa doğru giderken tam bir sefalet halindeyim. Bir elimde bilet, bir elime biniş kartı, cüzdan, nüfus cüzdanı, çanta, laptop ayrı… Tam Cevat kelleyi andırıyor halim. Körükten uçağa bindim, yerime oturdum, baktım halen daha gelenler var. “Damn!” dedim, yine erken gelmişim :)

Benim bu huyum ne olacak bilmiyorum. Yaş geldi 26 oldu hala bir şeylere yetişmekle geçiyor ömrüm. Hayırlısı olsun diyelim.

Tags: , , , , , , , , , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

Türk Telekom ‘un uzun zamandır reklamını yaptığı, ancak TTNET veya başka bir ISP üzerinden son kullanıcıya satışı olmayan geniş bant İnternet hizmeti VDSL, sonunda verilmeye başlandı.

VDSL ‘in protokolden kaynaklanan belli sıkıntıları olduğu için, ISP ler şimdiye kadar bu hizmeti vermek için biraz tereddütlüydüler. Bu tereddütü, İzmir merkezli İnternet servis sağlayıcısı Niobe Telekom atlatmış görünüyor.

VDSL çok yeni bir teknoloji olmasına rağmen, doğudaki illerimiz dahil bir çok ilde çok sayıda santralde veriliyor.

VDSL teknolojisi, VDSL modemler, VDSL sorgulama, VDSL başvurusu ve online abonelik hizmetleri için aşağıdaki adresi kullanabilirsiniz:

http://vdsl.kbh.com.tr

Bu sayfa, Niobe Telekom ‘un çözüm ortağı Kurumsal Bilişim Hizmetleri ‘ne ait bir sayfadır. VDSL teknolojisinin nimetlerinden faydalanmak için sabırsızlananlardansanız, siz de hemen aşağıdaki sayfadan santalinizin VDSL destekleyip desteklemediğini öğrenebilirsiniz:

http://vdsl.kbh.com.tr/VDSL-Sorgulama.aspx

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

Cumartesi sabahı, saat 05’e geliyordu. Sahur yemeğinden sonra biraz sağa sola televizyona bakınmış ve uyumak üzereydim. Telefonum çaldı. Arayan okuldan arkadaşım Ersin ‘di.

Ersin, çok sevdiğim bir arkadaşım. Uçaklara ve havacılığa olan büyük tutkusundan ötürü, bir çok mühendislik fakültesine girebileceği bir ÖSS puanıyla, Erciyes Üniversitesi‘nde “Uçak Gövde Motor” bölümünde okurken tanıştık. Daha doğrusu hazırlık sınıfında. Şu anda Esenboğa ‘da EmAir isimli bir firmada “Gövde Motor Teknisyeni” olarak çalışıyor.

Havacılığın, uçmanın benim için nasıl bir tutku olduğunu bilenlerden Ersin ‘im. Bu ortak noktamız onunla beni çoğu zaman uçaklarla ilgili derin sohbetlerde bir araya getiriyor. Bu sohbetlerden birinde, kendisinin uçaklara tecrübe uçuşları için bindiğini, imkan olursa beni de böyle uçuşlara alabileceğini bildirmişti.

Ben telefonu yeni uyumuş mahmur bir sesle açtığımda, bana bir cümle ile nasıl olduğumu sordu, “iyiyim” diyebildim. Ben de onun hatırını sordum. Kısacık girizgahtan sonra beni uçuşa götüreceğini, ertesi gün hazır olmamı söyledi. Ben biraz şaşkın, biraz anlamaz bir şekilde “nasıl ya?” mealinden bir soru sordum. O da, bir uçuş okulunun öğrenci pilotlarıyla birlikte uçma imkanı olduğunu söyledi. Aslında bu konudaki esprimiz “ağırlık yapmak için uçağa kum torbası niyetiyle konmak” tı. Bunu da hatırlatmaktan geri durmadı :) Devamını oku »

Tags: , , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

6 Eylül tarihli İstanbul Ekspres Gazetesi6 Eylül 1955 tarihinde babam 20 günlük bir bebekmiş. Bu güne kadar 6-7 eylül tarihi sana neyi ifade ediyor diye sorsalardı, aşağı yukarı kocaman bir hiç olarak cevap vereceğimi sanıyorum. Ancak, Taraf Gazetesi tarih araştırmacısı Ayşe Hür Hanım, bu tarihte İstanbul, İzmir ve yurdun bir çok yerinde yaşanan olayları toparlamış. Bu tür bir yazıyı okuyor olmak hoşunuza gitmeyebilir belki, ancak bunlar Türk yargısının ve resmi makamların kabul ettiği şeyler. 17 senelik eğitim öğretim hayatımda hiç bir hocam bana tarihimizin bu yönünden bahsetmedi. Yazıyı okursanız, beynimden vurulmuşa döndüğüm bir haber başlığı var: “Zaman geçer fakat insanlar değişmez. Büyük Kemal; köylü vatandaşlarını medeni insanlar haline sokmak istedi. Fakat bunda muvaffak olamadı. Onlar yine barbar olarak kalmıştır. Kilise yakmak, ev yağma etmek onların milli endüstrisi olarak kalmıştır.” Umarım artık bir gün bunlar ders kitaplarımıza girer, kendimizle yüzleşiriz ve tarihin hiç bir yerinde ismini kirletmemiş olduğunu düşündüğüm Büyük Türk Milletimiz bu tür olayları bir daha yaşamaz. Esenlikle, buyurun.

 

Devamını oku »

Tags: , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

Zaman Gazetesinde okuduğum Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Atilla Yayla’nın aşağıdaki yorumunu paylaşmak istedim. Liberal çizgide cesur bir entellektüel olan Atilla Hocam, yine pek sözünü sakınmamış görünüyor.

Devamını oku »

Tags: , , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

Recep YazıcıoğluSüper vali… Efsane vali… Zıpkın vali… Aykırı vali… Sıra dışı vali… Türkiye’de vali dendiğinde akla ilk gelen isimdi Recep Yazıcıoğlu. Türkiye onu, sisteme, bürokrasiye, klasik devlet anlayışına karşı sert çıkışlar yapan, sözünü esirgemeyen biri olarak tanıdı. O ilk önce şen kahkahalarıyla dikkat çekti. Çünkü vali gülmez, fazla konuşmaz, bir imza atar, yazar geçerdi. Onun ise hiç eksik etmediği kahkahaları vardı. Aslında dünyaya karşı çıkışı bu kahkahalarının ardında gizliydi.

Çoğu kişi yaşadığı şehrin valisinin ismini bilmezken, onu tanımayan yoktu neredeyse. Çünkü o hep halkın içinde, halkla birlikteydi. Kâh dağ başında, kâh valilik makamında, kâh azgın Fırat sularında. Takım elbiseyle gezdiği pek görülmezdi. Bir tişört ve şorttu en sevdiği kıyafeti. Aykırılığı kadar, ‘olmaz’ denilen projelere imza atmasıydı onu bilinir kılan. Ancak Türkiye’nin en genç valisi, genç yaşında ayrıldı aramızdan.

Beş yıl önce geçirdiği trafik kazasıyla hayatını kaybeden Vali Yazıcıoğlu, Köprü dizisiyle ekranlarda hayat buluyordu. Ayşe Kulin’in valinin bizzat kendisinden dinleyerek kaleme aldığı romanı, Yazıcıoğlu’nun en önemli projelerinden Köprü’yü konu ediniyordu. Peki, valinin hayatını ekran başından izleyen ailesi neler hissediyordu? O günleri nasıl anıyordu? Bu ve benzeri soruların cevabı için onların kapısını çaldık. Karşımıza acılı; ama Yazıcıoğlu soyadını gururla taşıyan bir aile çıktı.

Ölümünün üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Meryem Hanım ve kızı, Recep Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili suikast ihtimalinin hâlâ akıllarında olduğunu söylüyor. Ziyaretimizde merak ettiklerimizin yanı sıra, Yazıcıoğlu’nun hayatının bilinmeyen yönlerini de öğrendik ailesinden. Eşinin ve kızının ağzından ilk kez dinledik onun hikâyesini.

Devamını oku »

Tags:

Comments Hiç yorum yazılmamış »

Hafta boyunca çalışan insanlar olarak, Pazartesi sendromu diye bir şey geliştirmişiz, kendi kendimize…

4 katlı halatlarla çeke çeke zorla getirdiğimiz hafta sonunda, özellikle Cumartesi günleri şunun ziyareti, bunun düğünü ile geçiyor.

Pazarları için ise ayrı bir sevgimiz var. Sabah 11 de uyanıp, akşama kadar pijamalarımızla duruyor olmak, üstüne yaptığımız onca gereksiz iş, gün kendiliğinden geçip gidiyor.

Halbuki Pazar da bir gün, diğer günlerden hiç bir farkı yok. Pazar günkü bunca farklı aktivitemiz aslında diğer insanların yine kendi kendilerine geliştirdiği teamüllere uymaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Pazar gününü seviyorum, çünkü tatil. Malum tatilin kötüsü olmaz. Ama Pazar gününe ayrı bir anlam yüklemiyorum. Benim derdim Pazartesi ile :)

Tags: , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »

CERN’deki araştırmalara Türkiye’den katılan 50 bilim insanından biri olan ve bir süre önce Türkiye’ye dönen TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, CERN’deki bilimsel gelişmeleri ve izlenimlerini AA muhabirine anlattı. hızlandırıcı

12 Avrupa ülkesi tarafından İsviçre-Fransa sınırında bulunan Cenevre’de 1954 yılında kurulan CERN’in, bugün dünyanın en büyük yüksek enerji fiziği laboratuvarı olduğunu belirten Sultansoy, bu merkezin Avrupa’nın nükleer fizik alanında ABD ve Rusya ile rekabet eder düzeyde olmasını sağlamak amacıyla kurulduğunu anlattı.

Devamını oku »

Tags: , , ,

Comments Hiç yorum yazılmamış »